Bir e-posta aldım, içeriği sadece “Yeni bir hayat için ne kadar zamana ihtiyaç var?” şeklinde. Konu üzerine istemsizce yoğunlaştım. Neler üzerinde durdum?

“Yeni bir hayat” ile kast olunan neydi acaba? Soru oldukça ciddi göründüğüne göre yalnızca pratikte rastlayabileceğimiz senaryolar ile sınırlandırmak doğru olacak. Yeniden doğuş gibi düşünceler bu vasıtayla elenmiş olur. Bu durumda yeni bir hayat ile yaşamın bir noktasından itibaren önceki alışkanlıkların, huyların, tavırların ve diğer davranışların tümünde bir değişim özetlenmiştir.


bilmiyorum
bilmiyorum

Unutuyorum artık, çok zaman oldu, ne zaman başladığım zihnimde net değil, bulanıklaşıyor günden güne, sanki “hepmiş” gibi hisseder oldum, herkes mi böyle, bilmiyorum, doğru mu yapıyoruz böylece, doğru da bulanık mı acaba, bilmiyorum, ne kadar uzaklaştık böylece, neye yakınlaştık acaba?


Şüphesiz bundan otuz sene evvelki ‘aydın’ kavramı ile bugünün ‘aydın’ kavramları arasında bir anlam kayması mevcuttur. Benim için ‘aydın’ demek bundan otuz sene önceki ile aynı anlamı taşıyor olsa da Türkiye gençliği üstünde tümden bu kanıya varmam mümkün değil. Bu sebeple aydınların en önemli özelliklerinden yola çıkarak bugüne yansıyan aydın kavramına ışık tutarak konuya başlayacağım.

Toplumun geneline yansıyacak biçimde zaman zaman sorular doğar ve buna yine toplumun geneli cevap veremezken aydınlar verebilirler. Bu soruların toplumun geneline yansımasının arkasında toplumsal olaylar, siyaseten tartışma yaratacak olgular yatmaktadır. Aydınlar, verdikleri cevaplar neticesinde büyük kitleleri harekete geçirebildikleri gibi hareketten uzaklaştırabilirler de. …


Analitik düşünme
Analitik düşünme

Analitik düşünme ile IQ aynı şey değildir ancak analitik düşünme kabiliyeti ile IQ doğru orantılıdır. Fakat bu ilişkiden ötürü ortaya bir yanılgı çıkıyor, zeki insan daha iyi anlar, daha iyi kavrar, o halde analitik düşünen insan da daha iyi anlar, daha iyi kavrar. Oysa işin aslı öyle değil.

Analitik düşünmek gerçekten de bir beceridir ve de hayatta kalma mücadelesinde en önemli faktördür. Dolayısı ile analitik düşünebilen insanlar hayatlarını daha iyi organize edebilir, problemlere karşı çok daha kolayca önlemler alabilir. Fakat analitik düşünme biçimi kendini tekrar eden bir fonksiyon gibidir. Kendi içinde kendini yeniden çağırır ve sonsuzluğa gider. …


Arkadaşlarım, bir Türkiye gerçeği olan eğitimin yetersizliği üzerine ve çözümü olan bireysel öğrenme üzerine biraz konuşmak istiyorum.

Özellikle Türkiye ve benzeri geri kalmış ülkelerde eğitim almak oldukça sıkıntılı. Çünkü ne eğitmenler bilgili ne de öğrenciler gerekli eğitimi almak için donanımlı. Her iki taraf da eksikliklerle dolu olduğundan verimli bir sonuç alınamıyor. Elbette tek etken bu değil. İşin bir de maddi boyutu var. Türkiye maddi olarak refah bir ülke de olmadığından her öğrenci okula açık bir beyinle gelmiyor. Ebeveynlerinin para yüzünden çektikleri sıkıntıları, kendi halleri, bir şey öğrenmekten önce insan olarak temel ihtiyaçlarını karşılayamayan pek çok küçük çocuk.


Geçtiğimiz günlerde LinkedIn bağlantılarım arasında çıkan bir tartışma üzerine bunları yazıyorum. Aslında gelişmiş ülke insanları uzayda madencilik üzerine düşünürken bizlerin hala daha ‘sertifika önemli mi?’ sorusu üzerine kafa yoruyor olmamız çok üzücü. Fakat bu tartışmanın son bulması, gereksiz bir enerji tüketimini -halihazırda pek çok gereksiz şeyle uğraşıyoruz zaten- daha ülkece kaldıramayacak olmamızdan ötürü bu cümleleri yazmayı bir sorumluluk biliyorum.

Tartışmanın çıkış noktasında ‘Udemy eğitimlerinin sertifikalarını LinkedIn duvarında paylaşmak’ olduğu için bu örnek üzerinden ilerleyeceğim. Öncelikle antitezlerden bir argüman ile konuya giriş yapalım. ‘Sertifika kod yazmıyor.’ Evet sertifika kod yazmıyor fakat hal böyle olmasından dolayı ‘Udemy sertifikalarını LinkedIn duvarında paylaşmamalıyız’ gibi…


“Daha evvelki sohbetlerimizde sizlere kendimden, yaşantımdan örnekler veriyordum. Ama bu defa sohbetimizin konusu programlar ve gerçek hayat. Kuracağımız algoritmaların gerçek hayatla ne kadar benzeştiğini iyice kavramak için size elimden geldiğince mantık kurallarından bahsedeceğim.

Hatırlar mısınız, bilgisayarla aşırı derecede haşır neşir olduğumda nasıl bir asosyalliğe büründüğümden bahsetmiştim. Bunun asıl sebebi mantıksal düşünme biçiminin aşırılığa kaçmasıydı. Yapmaktan zevk aldığım şeyler için artık ‘neden zevk alıyorum ki?’ sorusunu yöneltiyordum ve cevaplarını da kendim buluyordum. Tabi bazı şeylerin cevaplarına ulaşınca işin zevki de kaçıyordu. Buna basit örneklerden sihirbazlık gösterisini verebilirim. Sihirbazı seyretmekten zevk alıyorsunuzdur ama sihrin hilesini biliyorsanız eğer o gösteri sizin için hiçbir…


Türkiye’ de yapılan 24 Haziran seçimlerinin üstünden çok geçmedi. Bu ayrıntı, söyleyeceklerimi eminim daha etkili kılacaktır.

Çoğulculuk, ister ezici çoğunluk ister salt çoğunluk olsun, karar yapısının ‘çoğul’da olması ne kadar doğru? Önce bir kaç şey söyleyelim de soruyu sonra cevaplayalım.

Aydınların, ilerici, akılcı insanların doğru kararlar alması, en azından alınabilecek kararlarda daha doğru düşünmesi gerekir. Pekiyi herhangi bir ülkenin yarısının akılcı, aydın olması mümkün müdür? Teorideki cevabı mı istersiniz yoksa pratikteki cevabı mı? Neyse ben ikisini de vereyim: Teoride bir coğrafyanın yüzde yüzü akılcı, ilerici, aydın dediğimiz insanlar olabilir. Pratikte ise hiçbir coğrafyanın yüzde beşi bile ilerici, aydın değildir. Evet…


Henüz lise yıllarımda bir robot yarışmasıyla başladı her şey. Mikroişlemci programlama dersimiz vardı, C dilinin yapısını öğreniyorduk. Bu sayede programlama ile tanışmış oldum.

Temel C bilgisi ile bir çizgi izleyen robot yapmış ve robot yarışmasından birincilikle ayrılmıştım. Bununla pek övünmem çünkü bu benim başarımdan çok diğer öğrencilerin başarısızlığıydı. Robotum oldukça da yavaştı oysa.

Sonraları çok da hevesli değildim programcılığa. Ne yazılıma ne de Linux’ a bir ilgim yoktu. Ama bilgisayarımın virüslerden geçilmediği bir gün arkadaşım Serhat, Linux diye bir şey varmış ve hiç virüs yokmuş, gibi bir şey söylemişti. Bilgisayarımın kasıntılarından usandığım için eve geldiğimde Linux konusunu İnternette arattım ve…


İnsan, ne kadar da yaratıcı bir varlık değil mi?

Her toplumun inançları farklı bir iddia ile insanın yaradılışını anlatabilir. Ancak kesinliği olan tek bir şey var ki o da Dünya adlı gezegendeki en büyük yaratıcının insan oluşudur. Savaşların, yıkımların, katliamların, zorbalığın, açlığın, eşitsizliğin yaratıcısıdır insan.

Adalet… O kadar göreli bir kavram ki. Her ülkenin hukuk sistemi birbirinden farklı. Her toplumun adalet anlayışı farklı. Hatta toplum içindeki bireylerin dahi adalet anlayışı farklı.

İnsanlar iyi ve kötüyü, doğruyu ve yanlışı ayırt edebilmek için akıl ve vicdanlarını kullanırlar. Yargılarını bu iki olgunun ortak verdiği karar ile oluştururlar. Fakat insanlar verdikleri kararlar ile çok…

Volkan Taşcı

Jr. Full Stack Developer — Django, Docker, NGINX

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store